conscious_low

Bilinç Teorisine Bilim Adamı Kuşatması

in Pozitif Bilim

İnsanoğlu muhtemelen bilinç kavramını kavramaya başladığından beri bu olguyu anlamanın peşine düşmüştür.

Zihin okumak bir zamanlar filozofların uzmanlık alanı olarak görülürken, bazıları hala konunun bilinmezliğine inanmakta. Fakat nörobilimciler benliğin gerçek bilimini geliştirme adına büyük gelişmeler kaydediyorlar.

Bilinç teorisi için en iyi çalışmaların bazıları şu şekildedir:

Cogito ergo sum- Düşünüyorum öyleyse varım

Aktarılması kolay olmayan bu kavramda bilinç; uyanık ve ayık olma durumu, etrafta olanların farkında olabilme ve kendinin farkında olma olarak tanımlanıyor.

17.yy’da Fransız filozof René Descartes “cogito ergo sum” kavramını; birinin varlığına dair yapılan salt düşünce eylemiyle düşünen birinin olduğunun kanıtlanabilirliği şeklinde açıkladı.

Descartes aynı zamanda, zihnin fiziksel bedenden ayrı olduğuna (zihin-beden ikiliği diye adlandırılan bir kavram) ve bu alanların beyin epifizinde iletişime geçtiğine inanıyordu. Bilim adamları şimdi bu fikri reddediyor olsa da bazı düşünürler hala zihnin bir şekilde fiziksel dünyadan ayrılabildiğini destekliyor.

Bilim adamları; felsefik yaklaşımlar her ne kadar faydalı olabilse de bilinç için test edilebilir teoriler oluşturamadıklarını söylüyor.

Seattle’daki Allen Nörobilim Enstitüsü’nde nörobilimci ve bölüm başkanı Christof Koch “Bildiğiniz tek şey ‘bilincim yerinde’dir. Tüm teoriler bu noktadan yola çıkmalıdır” diyor.

Bilincin bağlantıları

Son birkaç yıl içinde nörobilim adamlarına kanıt içermeyen yöntemlerden ötürü bilinci anlayamama sorunundan dolayı eleştiriler oluştu. Birçok araştırmacı bilinçsel deneyimlere bağlı belirli nöron ya da davranışlar aradı.

Yakın zamanda araştırmacılar beynin bir çeşit aç-kapa düğmesi gibi çalışan bölgesini keşfettiler. Claustrum denilen bu bölge elektrikle uyarıldığında hasta anında bilincini yitiriyor. Aslında, DNA’nın çift sarmal yapısının keşfine katkıları bulunan moleküler biyologlar Koch ve Francis Crick daha önce bu bölgenin orkestra şefi gibi beynin çeşitli bölümleri arasında veri akışını sağladığını öne sürmüşlerdi.

Fakat Koch; bilince nöral ya da davranışsal bağlantılar aramanın yeterli olmadığını söylüyor. Örneğin bu tip bağlantılar; beynin cerebral cortex denen dış katmanı harekete geçirebilirken, kafatasının arka kısmında bulunan beyincik neden kas aktivitelerini koordine ediyor da bilinci uyandıramıyor? Bu beyincik, cerebral cortexten daha çok nöron içeriyor olsa bile böyledir.

Ayrıca bu çalışmalar, örneğin beyi hasarlı hastalarda, diğer hayvanlarda ve hatta bilgisayarlarda bilincin mevcut olup olmadığını açıklayamamaktadır.

Koch; nörobilimin, bilinç kavramının ne olduğunu ve ona bağlı ne çeşit öğeler bulunmakta olduğunu açıklayacak bir teoriye ihtiyaç duyduğunu söylüyor.

Ve şu anda, nörobilim topluluğunun ciddiye aldığı sadece iki teori olduğunu ekliyor.

Entegre Bilgi

Wisconsin-Madison Üniversitesi nörobilimcilerinden Giulio Tononi bilinçle ilgili en umut verici teorilerden birini geliştirdi: entegre bilgi.

Avustralyalı filozof David Chalmers’ın ‘zor proble’ dediği beynin öznel deneyimleri, örneğin yeşil rengini ya da okyanus dalgalarını nasıl işlediğini anlatıyor. Genel olarak bilim adamları bu problemi sonuçtan geriye doğru gelerek çözmeye çalışıyordu. Koch’un deyimiyle “Beyinden bir parça alıp bir miktar bilinç suyu çıkarmaya çalışmak.” Fakat bunun imkansız olduğunu da ekliyor.

Buna karşılık, Tonini ile birlikte çalışmış olan Koch’a göre; entegre bilgi teorisi bilincin kendisinden başlıyor ve kavramı gerçekleştiren fiziksel süreçleri anlamaya çalışıyor.

Temel olarak baktığınızda bilinç deneyimi çok geniş bir yelpazedeki bilgi yığınını içeriyor ve bu tecrübe indirgenemez. Bu demek oluyor ki; gözlerinizi açtığınızda (normal görüş kabiliyetine sahip olduğunuzu varsayarsak) her şeyi siyah-beyaz görmeyi seçemezsiniz ya da yatağınızın sadece sol tarafındaki alanı görmeyi seçemezsiniz.

Bunun yerine, beyniniz bilişsel süreçler ve duyularınızla pürüzsüz bir şekilde karmaşık verileri bir araya getirir. Çeşitli araştırmalar; beyin stimülasyonu ve kayıt teknikleri kullanılarak bütünleşmenin kapsamının ölçülebildiğini göstermiştir.

Entegre bilgi kuramı; indirgenemezlik derecesine bir değer (pi) atar. Eğer pi sıfırsa sistem tek tek parçalara indirgenebilir, ama pi büyükse sistem parçaların toplamından daha fazladır.

Bu sistem; insan ve diğer hayvanlarda değişen ölçülerde nasıl bilinç olabildiğini açıklıyor. Teori; zihnin sadece insanlarda değil her şeyde olduğu felsefesi anlamına gelen panpsychism (topyekün ruhçuluk) kavramından öğeler taşıyor.

Entegre bilgi teorisinin ilgi çekici bir sonucu ise; insan zihnini ne kadar sadakatle kopyalarsa kopyalasın herhangi bir bilgisayar simülasyonu asla bilinç sahibi olamaz. Koch bunu şöyle açıklıyor: “Bir bilgisayarda hava durumu simüle edebilirsiniz ama o asla ıslanmaz.”

Küresel çalışma alanı

Gelecek vadeden başka bir teori ise; bilincin biraz bilgisayar hafızası gibi çalıştığını yani bir deneyim geçmiş olsa bile hatırlayıp akılda tutabileceğini öne sürüyor.

California La jolla’daki nörobilim enstitüsünde nörobilimci olan Bernard Baars küresel çalışma alanı denen bu teoriyi geliştirmiştir. Fikrin temeli; kara tahta denen eski usul bir yapay zekaya, farklı bilgisayar programları tarafından erişilebilecek bir hafıza bankasında dayanıyor.

Bir insanın yüzünün görüntüsünden bir çocukluk anısına her şey beynin kara tahtasına yüklenebilir ve beynin diğer bölgelerine işlenmesi için iletilebilir. Baars’ın teorisine göre bu hafıza bankasından beynin diğer bölgelerine yapılan yayın eylemi bilincin kendisidir.

Koch; küresel çalışma alanı teorisi ve entegre bilgi teorisinin birbirini dışlayan kuramlar olmadığını belirtiyor. İlki bir şeyin bilinç sahibi olup olmadığını uygulamada çözmeye alışırken, ikincisi bilincin nasıl çalıştığını daha kapsamlı şekilde inceliyor.

Koch ekliyor: “Bu noktada, her ikisi de doğru olabilir.”

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published.

*