Bilimsel içerikler

Category archive

İlginç

Para Ağaçta Yetişmiyor ama Yapraklarında Altın Bulabilirsiniz

in İlginç/Yeşil Dünya
Okaliptus ağacı

Genel olarak toprağın çok derinlerinden çıkarılsa da genellikle Avustralya ve çevresindeki adalarda yetişen okaliptüs yapraklarında da eser miktarlarda altına rastlanmıştır. Avustralyalı bilim adamları yapraklarda bulunan altının kaynağını araştırırken, altın ve bazı diğer madenlerin kaynaklarının nasıl bulunacağına dair yeni yöntemler geliştirmişlerdir.

Yakın tarihe kadar okaliptüs yapraklarındaki altının nereden geldiği bilinmiyordu. Araştırmacılar toprağı test ettiklerinde kaynağın yeraltı olduğunu anladılar. Hatta altın madenleri çevresinde bulunan okaliptüs ağaçlarının yapraklarında çok daha fazla altına rastladılar.

Altının yapraklarda toplanması için okaliptüs ağaçlarının çok iyi bir nedeni var. Altın bitkilere zararlı bir maden ve yapraklar da bir ağacın en kolay değiştirebildiği kısmı. Bu yüzden ağaçlar kök, gövde, dal gibi yenilemesi çok daha zor hatta bazı durumlarda imkansız kısımlar yerine topraktan aldığı altını yapraklarında saklamaktadır.

Kökler ise altını yerin 40 m derinliğinden almaktadır. Su ve minerallerle birlikte köklerden gövdeye ve sonrasında yapraklara ulaşmaktadır. Yapraklar su ve minerallerden, güneş ve karbondioksiti de kullanarak şeker üretmektedir. Ancak altın hiç kullanılmadan orada yaprak dökülene kadar kalmaktadır.

okaliptus_infografik

Peki o zaman okaliptüs yapraklarını toplayarak zengin olabilir miyiz? Malesef hayır. Yaprakların sadece %0.000005’i altından oluşmaktadır. Bu da neredeyse 500 ağacın yapraklarının tamamını kullanarak bir nişan yüzüğü yapabilmek demektir. Zaten yapraklardaki altın miktarı daha fazla olsaydı bu ağaçların yaşamına da zarar verirdi.

Buna rağmen bilim adamları bu keşif aracılığıyla madencilik şirketleri ve yerbilimcilere altın rezervlerini tespit etmeleri konusunda önemli bir bilgi sunmuş oldu. Aynı yöntem bakır ve çinko gibi diğer metal rezervlerinin keşfedilmesinde de uygulanabiliyor. Bunların yanında dünyanın başka bölgelerinde farklı türden ağaçlar incelenerek benzer metotların keşfedebileceği konusunda da araştırmalar yapılıyor.

Biçilmiş Çim Kokusu - Bir Yardım Çığlığı

in İlginç
yeni_kesilmis_cimen

Biçilmiş çim kokusunun, bitkinin sıkıntıda olduğunu belirten bir gösterge olduğu geçmişte yapılan araştırmalarda görülmüştü. Ancak yakın zamanda yapılan araştırmalar, bu aromanın yararlı böceklere gönderilen birer yardım çığlığı da olduğunu gösteriyor.

Teksas’ın College Station şehrindeki A&M Agrilife Research adlı araştırma kurumunda bitki patolojisti olarak görev yapan Dr. Michael Kolomiets şöyle diyor: “Bitkiler korunmaya ihtiyaç duyduklarında çevreye uçucu organik bileşenler salgılar. Bu bileşenler, yararlı parazitler tarafından, zararlı böceklerin üzerine larva bırakmak için bir yemek daveti olarak algılanır.”

Araştırma makalesi The Plant Journal dergisinde yayınlanan Kolomiets’e göre bu çalışma insanlarda, hayvanlarda ve bitkilerdeki farklılaşma süreçlerini düzenleyen ve büyük bir aileden oluşan yağ kaynaklı moleküler sinyallerin fonksiyonlarına odaklanarak ilerlerdi.
Bu sinyalleri daha iyi anlayabilmek adına Amerika Tarım Bakanlığı 2015 yılında Kolomiets’e bu sinyallerin kuraklığa karşı ne derece etkili olabileceğini araştırması için 490.000$ verdi.

Kolomiets, bitkilerdeki moleküler sinyallerin hayvanlardakine oranla daha az anlaşıldığının da altını çizdi.

“İnsanlar bu sinyallerin aktivitesini bastırmak için aspirin gibi bazı ilaçlar alıyorlar. Çünkü bu moleküllerin çok fazla üretilmesi baş ağrısı, vücut ağrıları gibi birçok farklı soruna yol açabiliyor” diyor Kolomiets. “ Bu, bitkiler tarafından üretilen metabolitler ile aynı grupta ama onlarla ilgili çok az şey biliyoruz.”

Yine de, saldırıldıkları zaman bitkilerin iletişime geçtiği biliniyor. Bu saldırı bir bahçıvanın makası da olabilir, istilacı bir böcek sürüsünün çeneleri de. Bitkilerin iletişim için kullandıkları yöntem, savunma proteinleri veya ikincil metabolitler üretmektir. Kolomiets’e göre buradaki amaç ya zararlı böcekleri kovmak ya da bitkinin kendisini daha az iştah açıcı hale getirmesidir. Bir sonraki adımda oluşan şey ise bilim adamlarının bir süredir çözmeye çalıştıkları bir konu.

Yağ asitlerinden elde edilen sinyal moleküllerinden en iyi tanımlanmış olanı jasmonik asittir. “Çünkü yasemin çiçeği (jasmine) tarafından üretilen bu asit, ilk yalıtılan uçucu.” diyor Kolomiets. Bitkilerde keşfedilen 600 oksilipin molekülünden biri olan jasmonik asidin birçok farklı fonksiyona sahip olduğu biliniyor. Yağ asitlerinden üretilen bir başka uçucu (volatil) grubu ise yeşil yapraklı uçucu bileşenleri.

Kolomiets ve takımı, bir böcek istilası esnasında bu bileşenlerin bitkide nasıl bir fonksiyon gösterdiğini test etmek için, biçilen çimlerin kesildiklerinde veya büküldüklerinde ürettikleri yeşil yapraklı uçucularını üretemeyen mutant (genetiği değişmiş) bir mısır bitkisi kullandılar.

Ve yararlı parazitlerin, yeşil yapraklı uçucularına sahip olmayan bitkilere dikkat etmediklerini gözlemlediler.

Kolomiets, “Bu moleküllerin aslında iki rolü var” diyor. “Birincisi, bitki üzerindeki zararlı böceğe karşı savunma birimlerini aktifleştiren jasmonate hormonunu etkin hale getirmek. Sonrasında bu molekül, uçucu olduğu için, yararlı parazitleri bitkiye çekiyor. Bu parazitler otçul böcekler tarafından çiğnenmekte olan bitkinin üzerine gelerek, kurtçukların üzerine yumurta bırakıyor.”

“Bu uçucuları kaldırdığınız zaman, bitki bir böcek tarafından yeşil yapraklarından bile yense, bitkinin yararlı parazitleri kendine çekemediğini ispatladık. Dolayısıyla bu uçucular parazitlerin cezbedilmesi için gerekli. Yeşil yapraklı uçucularının bu ikili fonksiyona sahip olduklarına genetik deliller getirdik. Bu uçucular hem bitkideki böcek öldürücü bileşenlerin üretimini aktifleştiriyor, hem de yararlı parazitlerin dikkatinin çekilmesini sağlayan yardım çağrıları göndererek dolaylı yoldan savunma sağlıyor.”

Kolomiets bu olguyu hem laboratuar ortamında hem de sahada test etti.

“Yapay böceklendirme yapmak zorunda kalmadık, çünkü bir sürü böceğimiz vardı,” diyor. “Yeterli böcek baskısı olduğu sürece saha koşullarında da bunun böyle olduğunu keşfettik; yeşil yapraklı uçucularına sahip olmadıklarında bitkiler böcek istilasına daha açık hale geliyor.”

Kolomiets araştırmasına jasmonatların ve yeşil yapraklı uçucularının etkisini sorgum gibi başka yeşil ekinlerin üzerinde de test ederek devam etmeyi ümit ediyor.

“Bu, buz dağının sadece görünen kısmı. Bu genin kuraklığa dayanıklılık gibi birçok farklı fizyolojik süreç için de gerekli olduğunu bulduk.” diyor ve ekliyor “Mutant bitkilerin böcek hasarına karşı savunmasız oldukları gibi kuraklığa karşı da daha güçsüz olduğunu gözlemledik. Yeşil yapraklı uçucularının kuraklık dayanımı üzerindeki fonksiyonunu ve nasıl işlediğini tanımlamaya çalışıyoruz.”

Bu bulguların kuraklığa ve böcek istilasına karşı daha dirençli türlerin yetiştirilebilmesi için üreticilere ve çiftçilere yardımcı olabileceğini vurguluyor Kolomiets.

Yaşlanıyor Olmak Sizi Nasıl Hissettiriyor?

in İlginç/Sağlık
yaslanmak

Bugün doğum günün! Pastanın üzerinde fazladan bir mum gördün ve tam bir yıl yaşlandığını fark ettin. Yaşlanıyor olmakla ilgili karmaşık hislerin var. Yaşlanmak daha fazla tecrübe kazanmak anlamına geliyor ama sorumlulukların da arttı. “Yaşlı” bir kadın veya “yaşlı” bir erkek olman artık an meselesi! Keşke Harry Potter'daki Felsefe Taşı gerçek olsaydı ve sen sonsuza kadar genç kalabilseydin…

Sen, ben ve çevremizdeki herkes geriye dönüşü olmayacak şekilde yaşlanıyor. Bu böyle mi olmak zorunda? İnsanlığın, yaşlanma sürecini yavaşlatmak ve hatta durdurmak için yapabileceği hiçbir şey yok mu?

İnsanlar Niçin Yaşlanır?

Bilim adamları insanların niçin yaşlandığını tam olarak bilmiyor. Ancak bazı teorileri var.

Aşınma Ve Yıpranma Teorisi

Bu teoriye göre vücudumuzdaki hücreler ve dokular işlev gördükçe yıpranıyor. Diğer bir ifadeyle vücudunuzu ne kadar çok kullanırsanız o kadar hızlı yaşlanırsınız. İlk duyulduğunda kulağa mantıklı gelebilir. Ama eğer bu teori doğru olsaydı, yüksek performanslı atletlerin çok daha hızlı yaşlanmaları gerekirdi. Ama öyle olmuyor!

Yaşam Oranı Teorisi

Hibernasyon (Kış Uykusu) Teorisi olarak da bilinir. Bu teori, metabolizma hızı yüksek olan insanların daha kısa bir ömür sürecek yerini öne sürer. Metabolizma hızınız, vücudunuzun fiziksel olarak ne kadar zorlu çalıştığını ifade eder. Başka bir deyişle vücudunuzu ne kadar zorlarsanız o kadar hızlı yaşlanırsınız. Ve yine atletler bu teorinin de yanlış olduğunu ispatlıyor. Bedenlerini atlet olmayan çoğu kişiden daha fazla zorluyorlar. Hatta aslına bakarsanız bazı araştırmalar fiziksel olarak daha güçlü olan bireylerin daha uzun yaşama eğilimi gösterdiklerini keşfetti.

Çapraz Bağ Teorisi

Bu teoriye göre, yaşlandıkça vücudumuzdaki proteinler birbirine bağlanır. Bu durum bazı işlevsiz proteinlerin vücudumuzda birikmesine yol açar. Bilim adamları bu bağlanmayı, yaşlı insanlarda daha çok görülen nörodejeneratif bir hastalık olan Alzheimer hastalığında gördüler.

Serbest Radikaller Teorisi

Bu teoriye göre, serbest radikal isimli, vücut bileşenleri ile kolayca tepkimeye girebilen süper reaktif moleküller, hücrelerdeki DNA ve proteinlere hasar veriyor. Bu hasar çoğaldıkça yaşlanma belirtilerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Antioksidan içeriği zengin olan gıdalar tüketmek (lahana ve ufak taneli meyveler gibi) bu serbest radikallerle savaşmanın popüler bir yolu. Ancak serbest radikallerin muhtemel yararları üzerine yapılan araştırmalar henüz çok yetersiz. Hatta çok fazla antioksidan tüketmenin zararlı olabileceğini savunan bazı çalışmalar bile var.

Yaşlılıkla Mücadele Edebilir Misiniz? Etmeli Misiniz?

Bilim adamları, yaşlandığınız zaman sizi bazı hastalıklardan koruyarak ömrümüzü uzatabilecek bazı ilaçları araştırıyor. Ancak yaşlanma sürecinizi yavaşlatmanın bir yolu zaten vücudunuzda gizli olabilir!

2015 yılında yapılan bir deneyde, yaşlı bir fare ile genç bir farenin dolaşım sistemleri birbirine bağlandı. Yaşlı farenin hemen her organı gençleşecek şekilde yenilendi. Araştırmacılar şimdi genç ve yaşlı bir insanın kanlarını kullanarak bu sonuçları tekrar üretebilip üretemeyeceklerini test ediyor.

Ancak yaşlılıkla savaşmanın hiçbir yolu olmasa bile, tutumunuzun nasıl yaşlandığınız üzerinde etkisi olduğu ortaya çıktı. Çalışmalar gösterdi ki, gençken yaşlılığa dair “olumsuz” şablonları olan kişilerin, yaşlandıklarında Alzheimer hastalığı ile bağlantılı beyin karakteristikleri geliştirme riski daha yüksek oluyor. Bunun niye ve nasıl böyle olduğu tam olarak bilinmiyor ama araştırmacılar stresle bağlantılı olduğunu düşünüyor.

Bu arada hayata karşı pozitif bir bakış açısı geliştirmek de fiziksel ve zihinsel yaşlanma sürecini etkiliyor. Araştırmalar yaşlanmaları ile ilgili pozitif düşüncelere sahip olan kişilerin, negatif düşüncelere sahip olan kişilere göre daha uzun yaşadığını öne sürüyor.

Bilim adamları yaşlanmanın nedenlerine dair tartışmaya ve yeni teorileri üretmeye devam edecekler. Belki de bir gün insanların tam olarak neden yaşlandığını bulacaklar. Şimdilik emin oldukları tek şey, yaşlanmanın çok karmaşık bir süreç olduğu.

Zamanı geri çevirmeye çalışmak yerine, yaşlanma ile ilgili olumlu bir tutum geliştirmek belki de yapılabilecek en iyi şey. Ne kadar uzun yaşarsanız yaşayın mutlu ve dolu dolu geçirilmiş bir ömür çok daha önemli. Madem öyle, güzel düşünün… Hatta belki de bu sayede daha uzun yaşarsınız!

Mizofoni: Sesler Yaşamınızı Zehir Ettiğinde

in İlginç/Sağlık
mizofoni

Yemek yerken çok fazla ses çıkaran birini tanıyor musunuz? Veya ayaklarını sürüyerek yürüyen birini? Birçok kişi bu durumları can sıkıcı buluyor. Ama bu sesler sizi tamamen çileden çıkarıyorsa nadir karşılaşılan sinirsel bir bozukluğunuz olabilir: Mizofoni

Bu talihsiz sinirsel olguya sahip olan en az bir kişiyi zaten biliyorsunuz: ben! Bir kara tahtanın tırnakla çizilmesi muhtemelen sizin de tüylerinizi diken diken eder. Ancak benim gibi insanlar için daha başka birçok farklı ses katlanılmaz olabiliyor. Size normal bir akşam yemeği konuşması gibi gelecek olan sesler, benim kulağımda “bir tek dileğim var” faciasına benzer bir etkiye yol açabiliyor.

Ağız şapırdatma ve yemeklerin diş arasında kütürdemesi kesinlikle dayanamadığım birçok farklı sesten sadece iki tanesi. Bazı yemek sofralarında işler o kadar sarpa sarıyor ki, bu katlanılmaz seslerden kurtulmak için yemeğimi bir an önce bitirmeye çalışıyorum.

Mizofoni Nedir?

Mizofoni esasen “ses nefreti” demek. Bazen “seçici ses duyarlılığı sendromu” şeklinde de ifade edilmektedir. Mizofoni tüm seslerden nefret ettiğiniz anlamına gelmez. Bazı ses gruplarından nefret ettiğinizi gösterir. Tetikleyici olarak adlandırılan bu sesler farklı kişiler için değişkenlik gösterebilir. Yaygın olarak karşılaşılan bazı tetikleyici seslere ağız şapırdatma, tıslama ve ayak sürümeyi örnek gösterebiliriz. Mizofonisi olan bazı kişiler bir kalemin tıkırdatılması veya kıpırdanıp durmak gibi sürekli tekrar eden hareketlerin yol açtığı seslerden de tetiklenebilirler.

Tabii ki birçok insan bu seslerden rahatsız olabilir. Hatta sorumlu olan kişinin yüzüne tiksinerek bakmanıza bile neden olabilir. Ama mizofonisi olan bir kişi tetikleyici bir ses duyduğunda tepkileri çok daha uç oluyor. Aşırı derecede öfkelenebiliyor, paniğe kapılabiliyor veya o ortamdan tamamen kaçıp uzaklaşabiliyorlar. Bazı insanlar terlemeye başlıyor ve kaslarının gerildiğini hissediyorlar. Bazıları ise öfkeden köpürebiliyor ve hatta birine zarar verebiliyor.

Mizofoni Neden Olur?

Mizofoni, araştırmacılar tarafından ilk defa 2000'li yılların başlarında tanımlandı. O zamanlardan bugüne kadar mizofoni ile ilgili tamamlanmış çalışma sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Bilim adamları henüz bu durumu tüm incelikleriyle kavrayabilmiş değildir. Ancak mizofoninin “limbik sistem” ile bağlantılı olabileceğini düşünüyorlar. Limbik sistem, duyguların kontrolünden sorumlu olan beyin bölümü. Mizofonisi olan bireyler tetikleyici bir ses duyduğunda limbik sistemleri “savaş ya da kaç” tepkisi üretiyor. Kişide ya kalıp bu durumu sonlandırmak için (savaş) ya da o ortamdan uzaklaşıp sesin tesirinden kurtulmak için (kaç) çok güçlü bir dürtü beliriyor.

Mizofoni İle Yaşamak

Tanısı nadiren konulan bir durum mizofoni. Bunun nedeni mizofonisi olan hastaların sık sık bu durumun tıbbi bir konu olduğunu fark etmemeleri olabilir. Ayrıca bu bozukluk tıp dünyası tarafından da çok iyi bilinmiyor. Her ne sebeple olursa olsun, toplum mizofoni konusunda çok fazla eğitilmemiş durumda.

Ve bu bozukluk derinlemesine anlaşılamadığı için, bu sorunla yaşamak durumunda olan kişiler ihtiyaç duydukları duygusal desteğe erişemiyor. Mizofonisi olmayan aile üyeleriniz veya arkadaşlarınız mızmızlandığınızı veya gereksiz tepki verdiğinizi düşünebiliyor. hatta sözde şaka olsun diye tetikleyici sesleri taklit ederek size sataşabiliyorlar. Bu durum mizofonisi olan kişiyi üzebilir, gerebilir, kaygılandırabilir veya paniğe sürükleyebilir.

Bazen bu durumu dile getirmenin faydası olabilir. Ancak birine sessiz olması gerektiğini söylemek veya her ne yapıyorsa durmasını istemek de kavgalara ve arkadaşlıkların bozulmasına yol açabilir. Dolayısıyla mizofonisi olan insanların sosyal olarak soyutlanmış hale gelebilmeleri şaşırtıcı olmasa gerek. Hatta sevdikleri bir kişiye sözel veya fiziksel olarak zarar vermekten korktukları için, kendi kendilerini bile toplumdan soyutlayabiliyorlar.

Eziyetin Hafifletilmesi

Mizofoninin tam olarak iyileşmesini sağlayabilecek bir tedavi henüz bilinmiyor. Ama bazı yöntemler bu durumu olan kişilere yardımcı olabilecek gibi duruyor.

Örneğin bazıları “beyaz ve pembe sesler” in yok olmasını sağlayan işitme cihazlarını çok faydalı buluyor. Bu ilk aklınıza gelen işitme cihazları gibi bir şey değil. Sadece tetikleyici bir ses duyduğunuzda bu cihazı aktif hale getiriyorsunuz. Bu sayede tetikleyici sesin bir kısmı boğularak azalıyor. Ne yazık ki bu işitme cihazları çok pahalı olabiliyor

Mizofonisi olan diğer bazı insanlar ise tetikleyici seslerin kısılması veya kesilmesi için kulak tıkacı takmak gibi basit bir yöntemi işe yarar buluyorlar. Bu yöntemin dezavantajı ise tetikleyici olmayan diğer seslerin de duyulmayacak olması.

Mizofoninin bir diğer tedavi seçeneği ise “tinnitus yeniden eğitim tedavisi”. Bu yöntem rehberlik ve ses terapisi hizmetlerini içeriyor

Neden Biri Beni İzliyormuş Gibi Hissediyorum?

in İlginç/Psikoloji
someonewatching

Beyniniz olasılıkla bir sebep arıyor.

1898 yılında Edward Titchener adında ünlü Cornell’li psikolog “izleniyor olma” duygusunun nevroz ürünü olduğunu kanıtlamak için öğrencileri üzerinde birkaç basit test yaptı. Kendisi ikna oldu fakat biz o zamandan şimdiye bunun muhtemelen sadece panik duygusundan fazlası olduğunu öğrendik.
Keep Reading

Parlak Işık Beni Neden Hapşırtıyor?

in İlginç/Sağlık
sneeze_low

Kısa cevap: Hepsi kafanızın içinde olabilir.

Belki de çeyreğimiz kadar miktarda insan ışığa baktığında hapşırıyor; bilim adamları 1954’ten beri bu rahatsızlığa “fotik (ışık nedenli) hapşırma refleksi” adını vermektedir fakat rahatsızlık binlerce yıl öncesine kadar gider. Aristo, güneşin burun sıvısını kuruttuğunu bunun da burnun karıncalanmasına yol açtığını ileri sürmüştür. (Antik Yunan’da da hapşırmanın yüce bir şey olduğuna ve sadece cinsel heyecanla beraber gerçekleşmesi gerektiğine inanılmaktaydı.) Modern bilim ise konuya daha olası birkaç açıklama getirmiştir. Keep Reading

Go to Top