Bilimsel içerikler

Category archive

Sağlık

Kâbusları Tedavi Etmek İntiharları Önleyebilir Mi?

in Psikoloji/Sağlık
kabus

Gece terörlerinin, diğer faktörlerden bağımsız olarak intihara meyilli davranışların artması riskine neden olabileceği görüldü.

Geçen yıl Amerika'daki ölüm vakalarının 40 bini intihardı. İntihar oranları son 10 yıla göre %20’den daha fazla arttı. Ve her bir intihara karşı 25 intihar girişimi gerçekleşiyor. Bu istatistikler bize bir şeyi gösteriyor: Mevcut müdahaleler düzgün çalışmıyor; insanların kendi canlarına kıymasını önlemek için yeni yöntemlere ihtiyacımız var. Ama nereden başlamalı? Mississippi State Üniversitesinde psikolog olarak görev yapan Michael Nadorff, tedavi edilebilir bir risk faktörünün karanlıkta gizli kaldığını iddia ediyor: Kâbuslar.

Nadorff’un son 5 yıldaki araştırmaları gösterdi ki kâbuslar intihar riskini artırıyor. Ve intihara meyilli bireylerin arasında bir önceki kişinin tedavisi, bir sonraki kişinin korunması için yenilikçi bir yaklaşım getirebilir.

Bilimsel terimlerle konuşacak olursak, intihar riski 3 etkenle ölçülüyor: İntihar düşünceleri, intihara meyilli davranışlar ve kişinin intihar yoluyla öleceğine ne kadar inandığı. 2011 yılında Sleep dergisinde yayınlanan bir çalışmada Nadorff ve meslek arkadaşları 583 üniversite öğrencisinin intihar riskini değerlendirdi ve kaygı bozukluğu, depresyon, kabus gibi belirtilerin intihar riski ile ne kadar bağlantılı olduğunu inceledi. Ulaştığı sonuç basitti: Belirtiler ne kadar şiddetliyse intihar riski o kadar yüksekti. Ama kâbusların etkisine daha dikkatli şekilde baktıklarında, kötü rüyaların intihar riskini diğer tüm etkenlerden çok daha isabetli şekilde öngördüğünü fark ettiler.
“Beni şaşırtan şey sadece kâbusların intiharla bağlantılı olması değil; aynı zamanda bu ilişkinin depresyon, kaygı bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğu (Post Trauma Stress Disorder, PTSD) gibi sorunları kontrol altına almamızdan sonra bile devam ediyor olmasıydı.” diyor Nadorff. “Yani burada insanların en büyük risk faktörü olarak gördüğü veya değer biçtiği bazı etkenler var ama kâbuslar diğer etkenlerin çerçeveleyemediği bazı şeylere sahip.“

Nadorff bu bulguları 2013 yılında Suicide and Life-Threatening Behaviour’da (İntihar ve Yaşamı Tehdit Eden Davranışlar) yayınlanan çalışmasında genişletti. Bir bireyin tecrübe ettiği kâbus süresinin (ay veya yıl bazında) önem arz ettiğini gösterdi. Diğer bir ifade ile ne kadar uzun süre kötü rüya görüyorsanız intihar riski o derece yükseliyor. 2014 yılında Affective Disorders (Affektif Bozukluklar) dergisinde yayınlanan çalışmasında Nadorff, kâbusların intihar teşebbüsü sayısı ile bağlantısına odaklandı. Yine farklı risk faktörlerinin nasıl etki gösterdiğini ölçmek istedi. İntihara teşebbüs eden kişilerin arasında, intihara tekrar teşebbüs eden veya etmeyen kişileri sınıflandırabilmemizi sağlayan faktörleri görmek istedi. “Depresyon belirleyici değildi, kaygı bozuklukları değildi, yaygın risk faktörlerinden hiçbiri değildi.” şeklinde belirtiyor Nadorff. Ama kâbus görmek tekrar intihara teşebbüs etme riskini 4 kat artırıyor.

Diğer ülkelerde yapılan farklı araştırmalar da benzer sonuçlara ulaştı. National FINRISK Araştırması 1972 yılından 2012’ye kadar her beş yılda bir yürütülen, Finlandiya’daki yetişkin nüfus üzerinde yapılan ve şu ana kadar 76.071 muhatabı olmuş bir sağlık araştırmaları serisi. Turku Üniversitesinde görev yapan araştırmacılar bu büyük nüfus temelli çalışmadan elde edilen verileri analiz ederek ve Finlandiya Uusal Ölüm Sicil Kayıtlarını değerlendirerek, sık kâbus görmenin intiharla ölüm riskini iki kat yükselttiğini buldular. İsveç’teki Gothenburg Üniversitesinde yapılan ve Psychiatry Research’te (Psikiyatri Araştırmaları) yayınlanan bir çalışmaya göre, intihar girişiminde bulunan kişiler içerisinde kâbus görenlerin sonraki iki yıl içerisinde tekrar intihar girişiminde bulunma riski daha fazla. Son olarak, 2012 yılında Clinical Psychiatry dergisinde yayınlanan ve 14 çalışmanın toplu çözümlemesini yapan bir araştırma, kâbus gören bireylerin kabus görmeyen bireylere göre intihara meyilli davranışları 2.61 kat daha fazla sergilediklerini analiz etti.

Niçin? Kâbusların intihara meyilli davranışları kışkırtan yönü nedir?

İlk not edilmesi gereken şey kâbus görmenin durumsal içeriği. Kötü bir rüyadan uyanmak aşırı derecede stresli ve vücudu yıpratan bir tecrübe. Uykunuzdan rahatsız edici bir görüntüyle sarsılarak uyanıyorsunuz, karanlıkta tek başınıza uzanmış haldesiniz ve kalbiniz deli gibi atıyor. Belki eski eşinizin sizi aldattığını gördünüz, belki sevdiğiniz birini kaybettiğinizi ya da meslekten atıldığınızı. Şimdi bu kaygı dolu atmosferin içine tıkanmış durumdasınız. Ve tekrar uyumak imkânsız. Normal zamanlarda düşünmemeyi tercih ettiğiniz duygusal problemler üzerinize üzerinize geliyor.

Nadorff bu durumun intihar düşüncesine olan etkisini “Günlük hayatta sahip olduğunuz destekleriniz yok, dolayısıyla daha az kalkanınız var” ifadeleriyle açıklıyor. Bu bilgiler ışığında, kâbus görmenin kişiyi uçurumun kenarına sürükleyebileceğini söyleyebiliriz.

Aslında Pensilvanya Üniversitesi tarafından yürütülen ve 2014 yılında Sleep dergisinde yayınlanan bir çalışmada, araştırmacılar intiharın gece saatlerinde gerçekleşmesi ihtimalinin daha yüksek olduğunu buldu. Özellikle de saat 24.00 ile 6.00 arasında. Araştırmacılar bu çalışma için Ulusal Vahşi Ölüm Raporlama Sisteminden eriştikleri bilgilerle 35 binin üzerinde intihar vakasının tahmini saatini belirlediler. Günün her saati için ayrı ayrı intihar teşebbüsünde bulunan kişilerin toplam uyanık kişi sayısına oranı hesaplandı. İntihar vakalarının %16'sı gece saat 2 ile 3 arasında yaşanırken gündüz saat 6.00’dan gece 24.00’a kadar her saat diliminde görülen oran ortalama %2. Aynı araştırmacıların hazırladığı ve 2016 yılında Sleep Medicine Reviews’ta yayınlanan çalışmada, geceleri uyanık olmanın bile başlı başına intihar riskini yükselttiği vurgulanıyor. Çalışma şu ifadelerle bitiriliyor: İntihar önleme programlarında hedef odaklı kâbus ve uykusuzluk tedavileri de göz önünde bulundurulmalı ve bir arada değerlendirilmeli.

Ne yazık ki çoğu doktor, hastanın kâbusları ile ilgili sorular sormuyor ve hastalar da kendi kendilerine kâbuslarını dile getirmiyorlar. 2015 yılında Clinical Sleep Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmalarında Nadorff ve meslek arkadaşları bu problemi inceledi. “İntihar kliniklerine her zaman sorarım, risk değerlendirmesi yaptığınızda kâbuslarla ilgili hiç soru soruyor musunuz? Ve hiçbiri hiçbir zaman olumlu yanıt vermiyor. Hiçbiri, hiçbir zaman…”

Neyse ki kâbus tedavisinde uygulanan kolay, hızlı ve etkili çözümler var. Bunlardan en yaygın olanı uyanıkken görselleştirme tekniğini kullanarak kâbuslar üzerinde değişiklik yapan İmgesel Tekrarlama Terapisi (Imagery Rehearsal Therapy, IRT). İlk adım görülen kâbusun hatırlanması ve kağıda yazılması. Kişi sonrasında kâğıda yazdığı kâbusu daha tercih edilebilir bir sonla bitirir. Bu “mutlu son”la biten kâbus gün içerisinde 10 ila 20 dakika arasındaki bir süre ile görselleştirilir. IRT, hastalar tarafından kolayca kaldırılabilir bir tedavi. Ayrıca araştırmalara göre bu tedavi kâbus görme sıklığını ve kâbusun şiddetini uzun vadede önemli ölçüde düşürüyor.

Kâbus terapisinin hasta için bir avantajı da sürekli depresyona veya intihar düşüncelerine odaklanmak yerine kötü rüyalar hakkında konuşmanın daha kolay bir seçenek olabilmesi. “İnsanlar bundan zevk alıyorlar gibi görünüyor” diyor Nadorff ve ekliyor “ Bu benim en sevdiğim tedavi yöntemlerinden biri aynı zamanda”. IRT ayrıca uyanıkken görülen intiharla bağlantılı belirtilerin de zayıflamasını sağlıyor. “ Kâbusları tedavi edin; depresyon düzelmeye başlar, kaygı bozuklukları düzelmeye başlar ve bizi endişeye sevk eden tüm diğer sorunlar bir şekilde düzelmeye başlar.”

İşin en iyi yönü? Bu basit tedavi sadece 2 veya 3 seansta kâbusların azalmaya başlamasını sağlayabiliyor. Her ne kadar bu yaklaşımın enine boyuna değerlendirilmesi gerekiyorsa da IRT ile kâbusları tedavi etmek intihar tedavisinde uygulanabilecek ideal yöntemlerden biri olabilir. Özellikle de intihar teşebbüsünde bulunmuş olan kişilere uygulandığı takdirde.

Yaşlanıyor Olmak Sizi Nasıl Hissettiriyor?

in İlginç/Sağlık
yaslanmak

Bugün doğum günün! Pastanın üzerinde fazladan bir mum gördün ve tam bir yıl yaşlandığını fark ettin. Yaşlanıyor olmakla ilgili karmaşık hislerin var. Yaşlanmak daha fazla tecrübe kazanmak anlamına geliyor ama sorumlulukların da arttı. “Yaşlı” bir kadın veya “yaşlı” bir erkek olman artık an meselesi! Keşke Harry Potter'daki Felsefe Taşı gerçek olsaydı ve sen sonsuza kadar genç kalabilseydin…

Sen, ben ve çevremizdeki herkes geriye dönüşü olmayacak şekilde yaşlanıyor. Bu böyle mi olmak zorunda? İnsanlığın, yaşlanma sürecini yavaşlatmak ve hatta durdurmak için yapabileceği hiçbir şey yok mu?

İnsanlar Niçin Yaşlanır?

Bilim adamları insanların niçin yaşlandığını tam olarak bilmiyor. Ancak bazı teorileri var.

Aşınma Ve Yıpranma Teorisi

Bu teoriye göre vücudumuzdaki hücreler ve dokular işlev gördükçe yıpranıyor. Diğer bir ifadeyle vücudunuzu ne kadar çok kullanırsanız o kadar hızlı yaşlanırsınız. İlk duyulduğunda kulağa mantıklı gelebilir. Ama eğer bu teori doğru olsaydı, yüksek performanslı atletlerin çok daha hızlı yaşlanmaları gerekirdi. Ama öyle olmuyor!

Yaşam Oranı Teorisi

Hibernasyon (Kış Uykusu) Teorisi olarak da bilinir. Bu teori, metabolizma hızı yüksek olan insanların daha kısa bir ömür sürecek yerini öne sürer. Metabolizma hızınız, vücudunuzun fiziksel olarak ne kadar zorlu çalıştığını ifade eder. Başka bir deyişle vücudunuzu ne kadar zorlarsanız o kadar hızlı yaşlanırsınız. Ve yine atletler bu teorinin de yanlış olduğunu ispatlıyor. Bedenlerini atlet olmayan çoğu kişiden daha fazla zorluyorlar. Hatta aslına bakarsanız bazı araştırmalar fiziksel olarak daha güçlü olan bireylerin daha uzun yaşama eğilimi gösterdiklerini keşfetti.

Çapraz Bağ Teorisi

Bu teoriye göre, yaşlandıkça vücudumuzdaki proteinler birbirine bağlanır. Bu durum bazı işlevsiz proteinlerin vücudumuzda birikmesine yol açar. Bilim adamları bu bağlanmayı, yaşlı insanlarda daha çok görülen nörodejeneratif bir hastalık olan Alzheimer hastalığında gördüler.

Serbest Radikaller Teorisi

Bu teoriye göre, serbest radikal isimli, vücut bileşenleri ile kolayca tepkimeye girebilen süper reaktif moleküller, hücrelerdeki DNA ve proteinlere hasar veriyor. Bu hasar çoğaldıkça yaşlanma belirtilerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Antioksidan içeriği zengin olan gıdalar tüketmek (lahana ve ufak taneli meyveler gibi) bu serbest radikallerle savaşmanın popüler bir yolu. Ancak serbest radikallerin muhtemel yararları üzerine yapılan araştırmalar henüz çok yetersiz. Hatta çok fazla antioksidan tüketmenin zararlı olabileceğini savunan bazı çalışmalar bile var.

Yaşlılıkla Mücadele Edebilir Misiniz? Etmeli Misiniz?

Bilim adamları, yaşlandığınız zaman sizi bazı hastalıklardan koruyarak ömrümüzü uzatabilecek bazı ilaçları araştırıyor. Ancak yaşlanma sürecinizi yavaşlatmanın bir yolu zaten vücudunuzda gizli olabilir!

2015 yılında yapılan bir deneyde, yaşlı bir fare ile genç bir farenin dolaşım sistemleri birbirine bağlandı. Yaşlı farenin hemen her organı gençleşecek şekilde yenilendi. Araştırmacılar şimdi genç ve yaşlı bir insanın kanlarını kullanarak bu sonuçları tekrar üretebilip üretemeyeceklerini test ediyor.

Ancak yaşlılıkla savaşmanın hiçbir yolu olmasa bile, tutumunuzun nasıl yaşlandığınız üzerinde etkisi olduğu ortaya çıktı. Çalışmalar gösterdi ki, gençken yaşlılığa dair “olumsuz” şablonları olan kişilerin, yaşlandıklarında Alzheimer hastalığı ile bağlantılı beyin karakteristikleri geliştirme riski daha yüksek oluyor. Bunun niye ve nasıl böyle olduğu tam olarak bilinmiyor ama araştırmacılar stresle bağlantılı olduğunu düşünüyor.

Bu arada hayata karşı pozitif bir bakış açısı geliştirmek de fiziksel ve zihinsel yaşlanma sürecini etkiliyor. Araştırmalar yaşlanmaları ile ilgili pozitif düşüncelere sahip olan kişilerin, negatif düşüncelere sahip olan kişilere göre daha uzun yaşadığını öne sürüyor.

Bilim adamları yaşlanmanın nedenlerine dair tartışmaya ve yeni teorileri üretmeye devam edecekler. Belki de bir gün insanların tam olarak neden yaşlandığını bulacaklar. Şimdilik emin oldukları tek şey, yaşlanmanın çok karmaşık bir süreç olduğu.

Zamanı geri çevirmeye çalışmak yerine, yaşlanma ile ilgili olumlu bir tutum geliştirmek belki de yapılabilecek en iyi şey. Ne kadar uzun yaşarsanız yaşayın mutlu ve dolu dolu geçirilmiş bir ömür çok daha önemli. Madem öyle, güzel düşünün… Hatta belki de bu sayede daha uzun yaşarsınız!

Mizofoni: Sesler Yaşamınızı Zehir Ettiğinde

in İlginç/Sağlık
mizofoni

Yemek yerken çok fazla ses çıkaran birini tanıyor musunuz? Veya ayaklarını sürüyerek yürüyen birini? Birçok kişi bu durumları can sıkıcı buluyor. Ama bu sesler sizi tamamen çileden çıkarıyorsa nadir karşılaşılan sinirsel bir bozukluğunuz olabilir: Mizofoni

Bu talihsiz sinirsel olguya sahip olan en az bir kişiyi zaten biliyorsunuz: ben! Bir kara tahtanın tırnakla çizilmesi muhtemelen sizin de tüylerinizi diken diken eder. Ancak benim gibi insanlar için daha başka birçok farklı ses katlanılmaz olabiliyor. Size normal bir akşam yemeği konuşması gibi gelecek olan sesler, benim kulağımda “bir tek dileğim var” faciasına benzer bir etkiye yol açabiliyor.

Ağız şapırdatma ve yemeklerin diş arasında kütürdemesi kesinlikle dayanamadığım birçok farklı sesten sadece iki tanesi. Bazı yemek sofralarında işler o kadar sarpa sarıyor ki, bu katlanılmaz seslerden kurtulmak için yemeğimi bir an önce bitirmeye çalışıyorum.

Mizofoni Nedir?

Mizofoni esasen “ses nefreti” demek. Bazen “seçici ses duyarlılığı sendromu” şeklinde de ifade edilmektedir. Mizofoni tüm seslerden nefret ettiğiniz anlamına gelmez. Bazı ses gruplarından nefret ettiğinizi gösterir. Tetikleyici olarak adlandırılan bu sesler farklı kişiler için değişkenlik gösterebilir. Yaygın olarak karşılaşılan bazı tetikleyici seslere ağız şapırdatma, tıslama ve ayak sürümeyi örnek gösterebiliriz. Mizofonisi olan bazı kişiler bir kalemin tıkırdatılması veya kıpırdanıp durmak gibi sürekli tekrar eden hareketlerin yol açtığı seslerden de tetiklenebilirler.

Tabii ki birçok insan bu seslerden rahatsız olabilir. Hatta sorumlu olan kişinin yüzüne tiksinerek bakmanıza bile neden olabilir. Ama mizofonisi olan bir kişi tetikleyici bir ses duyduğunda tepkileri çok daha uç oluyor. Aşırı derecede öfkelenebiliyor, paniğe kapılabiliyor veya o ortamdan tamamen kaçıp uzaklaşabiliyorlar. Bazı insanlar terlemeye başlıyor ve kaslarının gerildiğini hissediyorlar. Bazıları ise öfkeden köpürebiliyor ve hatta birine zarar verebiliyor.

Mizofoni Neden Olur?

Mizofoni, araştırmacılar tarafından ilk defa 2000'li yılların başlarında tanımlandı. O zamanlardan bugüne kadar mizofoni ile ilgili tamamlanmış çalışma sayısı iki elin parmaklarını geçmez. Bilim adamları henüz bu durumu tüm incelikleriyle kavrayabilmiş değildir. Ancak mizofoninin “limbik sistem” ile bağlantılı olabileceğini düşünüyorlar. Limbik sistem, duyguların kontrolünden sorumlu olan beyin bölümü. Mizofonisi olan bireyler tetikleyici bir ses duyduğunda limbik sistemleri “savaş ya da kaç” tepkisi üretiyor. Kişide ya kalıp bu durumu sonlandırmak için (savaş) ya da o ortamdan uzaklaşıp sesin tesirinden kurtulmak için (kaç) çok güçlü bir dürtü beliriyor.

Mizofoni İle Yaşamak

Tanısı nadiren konulan bir durum mizofoni. Bunun nedeni mizofonisi olan hastaların sık sık bu durumun tıbbi bir konu olduğunu fark etmemeleri olabilir. Ayrıca bu bozukluk tıp dünyası tarafından da çok iyi bilinmiyor. Her ne sebeple olursa olsun, toplum mizofoni konusunda çok fazla eğitilmemiş durumda.

Ve bu bozukluk derinlemesine anlaşılamadığı için, bu sorunla yaşamak durumunda olan kişiler ihtiyaç duydukları duygusal desteğe erişemiyor. Mizofonisi olmayan aile üyeleriniz veya arkadaşlarınız mızmızlandığınızı veya gereksiz tepki verdiğinizi düşünebiliyor. hatta sözde şaka olsun diye tetikleyici sesleri taklit ederek size sataşabiliyorlar. Bu durum mizofonisi olan kişiyi üzebilir, gerebilir, kaygılandırabilir veya paniğe sürükleyebilir.

Bazen bu durumu dile getirmenin faydası olabilir. Ancak birine sessiz olması gerektiğini söylemek veya her ne yapıyorsa durmasını istemek de kavgalara ve arkadaşlıkların bozulmasına yol açabilir. Dolayısıyla mizofonisi olan insanların sosyal olarak soyutlanmış hale gelebilmeleri şaşırtıcı olmasa gerek. Hatta sevdikleri bir kişiye sözel veya fiziksel olarak zarar vermekten korktukları için, kendi kendilerini bile toplumdan soyutlayabiliyorlar.

Eziyetin Hafifletilmesi

Mizofoninin tam olarak iyileşmesini sağlayabilecek bir tedavi henüz bilinmiyor. Ama bazı yöntemler bu durumu olan kişilere yardımcı olabilecek gibi duruyor.

Örneğin bazıları “beyaz ve pembe sesler” in yok olmasını sağlayan işitme cihazlarını çok faydalı buluyor. Bu ilk aklınıza gelen işitme cihazları gibi bir şey değil. Sadece tetikleyici bir ses duyduğunuzda bu cihazı aktif hale getiriyorsunuz. Bu sayede tetikleyici sesin bir kısmı boğularak azalıyor. Ne yazık ki bu işitme cihazları çok pahalı olabiliyor

Mizofonisi olan diğer bazı insanlar ise tetikleyici seslerin kısılması veya kesilmesi için kulak tıkacı takmak gibi basit bir yöntemi işe yarar buluyorlar. Bu yöntemin dezavantajı ise tetikleyici olmayan diğer seslerin de duyulmayacak olması.

Mizofoninin bir diğer tedavi seçeneği ise “tinnitus yeniden eğitim tedavisi”. Bu yöntem rehberlik ve ses terapisi hizmetlerini içeriyor

Gözlerin Açılması: Star Trek’ten Tıp Bilmine

in Sağlık/Teknoloji
smart_lens

Star Trek (Uzay Yolu) evreni TV şovları ile başladı 1960'lı yıllardan itibaren izleyiciler yeni garip dünyalar keşfetmeye başlayabildi, yeni yaşam ve yeni medeniyetler araştırabildi ve ayak basılmamış yerlere cesurca gidebildiler. Bütün bunları oturma odası konforunda yaşadılar. Ama bir çıkmaz vardı. İzleyicilerin Star Trek evrenini tam olarak tecrübe edebilmeleri için şovu “izleyebilmeleri” gerekiyordu.

Görmek insanoğlunun baskın duyusu. Çoğu kişi dünya ile etkileşime geçebilmek için görüşe diğer tüm duyulardan daha bağımlıdır. Ama herkes görme duyusunu tam kapasite kullanamaz. 2014 yılında dünya genelinde yaklaşık 285 milyon kişide görme azlığı vardı. 4 milyonu Kanadalı olmak üzere 39 milyonu ise âma olarak nitelendiriliyordu. Ne mutlu ki modern tıp görüşü iyileştirmek ve belki de körlüğü yok etmek için yeni yollar buluyor.

Görme Azlığını Gidermek

Görme azlığı, körlükten çok daha yaygın bir sorun. Ancak British Columbia tarafından geliştirilmekte olan yeni teknoloji gözlük, kontakt lens veya lazer göz cerrahisine ihtiyaç duyan kişilere mükemmel bir görüş sağlayabilir.

Bir başka teknoloji ise biyonik lensler. Bunlar şeffaf esnek düğmelere benziyor ve her bir hastanın gözünün 3 boyutlu modeli temel alınarak ayrı ayrı hazırlanıyor. Yerleştirilen lensler göz içindeki kaslara bağlanıyor. Bu lensler aynı görüntüyü görmek için, gözünüzün doğal lensinin yüzde biri kadar enerjiye ihtiyaç duyuyor.

Bunların yanı sıra yaşlandıkça görme alanınız zayıflıyor. Sonuç olarak eninde sonunda katarakta yakalanabilirsiniz. Ama Ocumetic firmasının ürettiği bu biyonik lensler yaşamınız boyunca mükemmel görüşü sürdürebilmenizi sağlayabilir. Ve gözleriniz bozulan görüntüyü telafi etmek zorunda kalmayacağı için hiçbir zaman katarakta yakalanmazsınız. Klinik deneyler başladı, şirket bu ürünü 2018 yılında üretmeye başlamış olmayı ümit ediyor.

Gözlerin Açılması; Star Trek Stili

Geordi La Forge, Star Trek: The Next Generation ( Uzay Yolu: Yeni Nesil) filminin başmühendisi. Kör olarak dünyaya gelmişti ama giydiği bir vizör görmesine olanak sağladı. Sonrasında göz merceği implantları ise gözlerinin açılmasını sağladı. Bu her iki fikir de, görüşün zamanla bozulmasına yol açan tavuk karası (retinitis pigmentoza, gece körlüğü) isimli kalıtsal göz hastalığına şifa sunan yaratıcı tedavi yöntemleri.

Peki görme esnasında tam olarak ne oluyor? İlk olarak, ışık bir cisme çarpıp yansıyarak gözünüze erişiyor. Gelen ışık gözünüzdeki iki tip hücre tarafından algılanıyor: Çubuk ve koni hücreleri. Bu hücreler beyninize sinyal gönderiyor ve beyniniz bu bilgiyi yorumluyor. Birçok göz hastalığı çubuk ve koni hücrelerinin ölmeye başlaması ile ortaya çıkıyor. Bu durum beyne gönderilen sinyallerin zayıflamasına yol açıyor. Beyniniz bu sinyallere ulaşamazsa göremezsiniz.

Argus II Retina Protez Sistemi, biyonik bir göz gibi hareket eden implant, kamera ve vizör sistemlerinden oluşuyor. Biyonik göz, görüşün iyileşmesini veya gözlerin açılmasını sağlayan insan yapımı bir cihaz. İmplant gözümüzdeki ışık algılayan hücreleri aktifleştirmek için kameradan eriştiği bilgileri kullanıyor. Klinik deneyler esnasında Argus II giyen hastalar, daha önce yapamadıkları bir şeyi başardılar: hareketi algılıyorlardı.

Bu arada, Retina Implant AG şirketinin yarattığı bir cihaz, gözün içine yerleştirilen mini bir bilgisayar sistemi kullanıyor. Yerleştirilen bu implant 1500 ışık sensörü barındırıyor ve kulak arkasında bulunan bir cihaza bağlanıyor. Bu cihaz optik sinire, kullanıcısının şekilleri ve renkleri görebilmesini sağlayan elektrik pulsları (vuru) gönderiyor. Bu implantlar belki cam gibi bir görüntü sağlayamıyor. Ancak bu klinik çalışmanın katılımcıları ışığı algılayabiliyor ve hatta ışığın geldiği yeri tanımlayabiliyorlardı

Görmenin Parlak Geleceği

Görüşün iyileşmesini veya gözlerinin açılmasını sağlayacak teknoloji artık bir bilimkurgu fantezisi olmaktan çıktı. Star Trek’in görüşü iyileştirmeye yönelik kendi çağını aşan yöntemleri bile, bugün ulaşılabilir olan bazı teknolojilerin çok çok gerisinde kaldı. Öyle ümit ediyoruz ki, bir gün herkes görme duyusunu tam olarak kullanabilecek.

Uyku Eksikliği Kilo Almanıza Sebep Olabilir

in Sağlık
uyku1

Son zamanlarda kaç saat uyudunuz? Gençler için tavsiye edilen uyku saati günde 8 ila 10 saat arası olmasına rağmen çoğu, arkadaşlarıyla geç saatlere kadar dışarıda olmaktan, sosyal medyayla vakit geçirmekten ya da gece yarısına kadar ödev yapmaktan yeteri kadar uyuyamazlar.
uyku2
Bunlar biraz daha az uyumak için iyi sebepler olabilir ama çoğu araştırmada gerektiğinden az uyumanın hafıza ve konsantrasyon eksikliği, depresyon, sinirlilik ve hatta kilo alma gibi zararlı etkilerinden söz edilmektedir.

Yeterince uyku alamayınca fazladan kilo almanıza sebep olan şey nedir? Bunlar halk dilinde tokluk ve açlık hormonları olarak bilinen leptin ve grelin adında iki hormondur. Bu hormonlar metabolizmayı, iştahı ve enerji tüketimini düzenler. Bunların her birinin gıda alımında yönetici rolündeki beyin kısmı olan hipotalamus üzerinde farklı etkileri vardır. Leptin, yağ hücrelerinden salgılanır ve vücuda, dolu olduğu ve yakması gerektiği enerji olduğu uyarısını verir. Grelin ise mide tarafından salgılanır ve vücuda aç olduğu ve kaloriye ihtiyaç duyduğu uyarısını verir.
uyku3

Uyuduğunuzda, vücudunuzun uyanık olduğunuzdaki kadar fazla enerji alması gerekmez. Böylece leptin seviyeleriniz yükselir ve grelin düzeyleriniz azalır. Bu, uyku eksikliğinin vücudunuzda çok az leptin ve çok fazla grelin oluşmasına neden olabileceği anlamına gelir. Çok az leptin, vücudunuzun normalde daha fazla enerji ihtiyacı olmadığında bile kendinizi aç hissetmenize neden olur. Bu ayrıca tükettiğiniz her kalorinin vücudunuzda yağ olarak depolandığı anlamına gelir. Çok fazla grelin ise daha fazla yemeğe ihtiyacınız varmış gibi hissettirerek işleri daha da kötüleştiriyor.
uyku4

Araştırmacılar aynı zamanda uyku eksikliğinin tatlı, tuzlu ve karbonhidratla doldurulmuş gıdalar olan (tahmin edersiniz ki) abur cubura olan isteğin çok artmasına sebep olduğunu bulmuşlardır. Bu yüzden sadece ihtiyacınız olandan fazlasını yemenize ve fazladan yağ olarak kalori almanıza sebep olmuyor ayrıca sağlıksız yiyeceklerle beslenmenize de sebep oluyor.

Kötü beslenme ve kilo almanın bu feci fırtınasını önlemenin en iyi yolu uykuya daha fazla vakit ayırmaktır! İşte bunların nasıl yapılacağına ilişkin birkaç denenmiş, güvenilir ve gerçek ipucu:

1) Odanızın karanlık, serin ve sessiz olduğundan emin olun. Bunların hepsi kaliteli bir uyku için önemlidir. Aydınlığı engellemek için uyku maskeleri ve koyu perdeler de yardımcı olur.

2) Uyuma ve uyanma zamanlarınız için bir rutin olsun. Vücudunuz bu rutine göre ayarlandıktan sonra, geceleri daha rahat uykuya dalacaksınız ve sabahları daha uyanık ve dinç hissedeceksiniz.

3) Vücudunuzu uyku vaktinde uyku moduna geçirmek için, okumak, dinlendirici müzik dinlemek, ılık bir duş veya banyo yapmak veya meditasyon yapmak gibi sakinleştirici faaliyetleri deneyin.

4) Uyumak için yatağa girdiğinizde kendinizi düşünmekten alamıyor musunuz? İyi dinlenip zihin açık olarak hissettiğiniz bir zamanda yarın için bir yapılacaklar listesi oluşturun.

5) Yatmadan en az bir saat önce herhangi bir elektronik cihaz kullanmamaya çalışın. Özellikle Facebook ve Instagram hesabınızı yatakta iken kontrol etmeyi kesinlikle alışkanlık haline getirmeyin! Çünkü bu cihazlardan gelen ışık, sizin uyumanızı zorlaştırır.
uyku5

Bu birkaç küçük yaşam tarzı değişiklikleri iyi beslenme ve sağlıklı bir kilo sağlamanıza yardımcı olabilir. İnanın bana harika hissedeceksiniz!

Parlak Işık Beni Neden Hapşırtıyor?

in İlginç/Sağlık
sneeze_low

Kısa cevap: Hepsi kafanızın içinde olabilir.

Belki de çeyreğimiz kadar miktarda insan ışığa baktığında hapşırıyor; bilim adamları 1954’ten beri bu rahatsızlığa “fotik (ışık nedenli) hapşırma refleksi” adını vermektedir fakat rahatsızlık binlerce yıl öncesine kadar gider. Aristo, güneşin burun sıvısını kuruttuğunu bunun da burnun karıncalanmasına yol açtığını ileri sürmüştür. (Antik Yunan’da da hapşırmanın yüce bir şey olduğuna ve sadece cinsel heyecanla beraber gerçekleşmesi gerektiğine inanılmaktaydı.) Modern bilim ise konuya daha olası birkaç açıklama getirmiştir. Keep Reading

Go to Top